Bir sevgi ifadesidir, bize özgüdür, elleri öpülesi büyüklerimizin küçüklük zamanlarımızda bize söyledikleri ve anlamını belki de hiç düşünmediğimiz ve muhtemelen "gözünü sevdiğim" anlamında kullanılmaktadır.
Küçük erkek çocuklarının akayım diye sevilmesini de sayabiliriz sanırım.
daha da çok şey yazacaktım ama "umuda yolculuk" adı altında, sadece insanca yaşamak için evinden yurdundan uzakta bir teknede yaşam savaşını kaybeden ve "insanım" diyen herkesin ömrü boyunca unutmayacağı bir kareyle "ölümsüzleşen" küçük Suriyeli çocuk var aklımda. aynanayım qozünden, bizi affet küçük dostum.
29 Eylül 2015 Salı
katnamak & katnaşmak
uzatmadan yazacam, sıkı fıkı olup çok sık görüşmek için kullanılan güzide sözcüğümüzdür. ve fekat, (dünyanın her yerinde olduğu gibi) bu "katnama" hali genellikle zamana, çevreye, statüye ya da çıkar ilişkilerine kurban gider ve " çok muhabbet tez ayrılık getirir" şeklindeki yazılı olmayan beşeri ilişkiler yasasının ilgili maddesi devreye girer. sonrası da, daha önce bu blogun konuğu olmuş olan "şalaşnı cıkmak" aşamasına gelinir genellikle.
birbiriyle çok iyi anlaşan "çiftler" için kanka, kanki,badi anlamında kullanılan "bek dost" gibi bir tanım hatırlıyorum. "aret", çok daha eskilerin kullandığı "ahiret arkadaşlığı/kardeşliği" anlamındaki bir deyim.
netice itibariyle arkadaş olmak, arkadaş kalmak güzeldir. sağlam temellerle kurulmuş bir arkadaşlık aradan yıllar geçse de, yollar ayrılsa da kaybolmuyor. zamansız bir şekilde kaybettiğimiz dostum, arkadaşım Murat Pektaş'ın anısına...
birbiriyle çok iyi anlaşan "çiftler" için kanka, kanki,badi anlamında kullanılan "bek dost" gibi bir tanım hatırlıyorum. "aret", çok daha eskilerin kullandığı "ahiret arkadaşlığı/kardeşliği" anlamındaki bir deyim.
netice itibariyle arkadaş olmak, arkadaş kalmak güzeldir. sağlam temellerle kurulmuş bir arkadaşlık aradan yıllar geçse de, yollar ayrılsa da kaybolmuyor. zamansız bir şekilde kaybettiğimiz dostum, arkadaşım Murat Pektaş'ın anısına...
Bek aman bek sav bolmak & yaman aruv
"Kadiysin aruvsun mu" açılışına geleneksel olarak verilen "aruvman" cevabının daha bir zenginleştirilmiş halidir. Sağlık ve sıhhatin yerinde olduğu, "yaman kıyipli"* zamanları ifade etmesi açısından çok değerli bir tanımlamadır.
Kelime kelime çevireyim dedim, beceremedim. kullanılan "aman" kelimesi ne anlamda kullanılıyor bilemedim. ama anladınız siz onu.
"yaman aruv" ise kişinin kendi durumunu anlattığı gibi bir başkasını, bir nesneyi ya da olayı anlatmada da kullanılmaktadır. "Yaman" kelimesi vurguyu artıran, çok, pek, süper gibi anlamlarda, pekiştirme için kullanılmaktadır. zıttı ise tabii ki yaman osal dır.
* kıyip = keyif
Kelime kelime çevireyim dedim, beceremedim. kullanılan "aman" kelimesi ne anlamda kullanılıyor bilemedim. ama anladınız siz onu.
"yaman aruv" ise kişinin kendi durumunu anlattığı gibi bir başkasını, bir nesneyi ya da olayı anlatmada da kullanılmaktadır. "Yaman" kelimesi vurguyu artıran, çok, pek, süper gibi anlamlarda, pekiştirme için kullanılmaktadır. zıttı ise tabii ki yaman osal dır.
* kıyip = keyif
törge geşmek
bildiğiniz "baş köşe"dir. aslında "baş köşe" diye bir deyim de yoktur, genellikle eve gelen konukların odanın en prestijli yerinde oturması için kullanılan güzel bir deyimimizdir.
duruma göre televizyonun tam karşısındaki baba koltuğu (şaka şaka, bizim oralarda yoktur öyle şeyler), püfür püfür esen pencerenin yanı ya da yeni kabartılmış misafir minderi "tör" dür.
yazılı olmayan adabı muaşeret kuralları gereği en hürmet edilen kişinin oturduğu yerdir tör.
duruma göre televizyonun tam karşısındaki baba koltuğu (şaka şaka, bizim oralarda yoktur öyle şeyler), püfür püfür esen pencerenin yanı ya da yeni kabartılmış misafir minderi "tör" dür.
yazılı olmayan adabı muaşeret kuralları gereği en hürmet edilen kişinin oturduğu yerdir tör.
egeşmek
Tasvip edilmeyen bir olay, bir söz, bir bakış sonrasında somurtmak ve dış dünya ile "disconnect" olmanın Tatarcada karşılık bulmuşudur. yeni jenerayon jargonunda "trip atmak" tam olarak ta bu deyimimizin karşılığı olmaktadır.
duruma göre darılıp gitmeyi, sinirden mosmor kesilmeyi, karşısındakini imha etmenin haince planlarının yapıldığı sadist ruh halini yaşamayı içeren geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir.
sonuç itibariyle, neresinden bakarsanız bakın ruh halinin "karanlık tarafa" geçmesini ifade eder ki mimkin olduğunca uzak durulması gereken bir davranış biçimidir.
duruma göre darılıp gitmeyi, sinirden mosmor kesilmeyi, karşısındakini imha etmenin haince planlarının yapıldığı sadist ruh halini yaşamayı içeren geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir.
sonuç itibariyle, neresinden bakarsanız bakın ruh halinin "karanlık tarafa" geçmesini ifade eder ki mimkin olduğunca uzak durulması gereken bir davranış biçimidir.
18 Ağustos 2015 Salı
kuldaldal
İşte dev bir kültür hizmeti daha. Yeni jenerasyonun belki de
hiç duymadığı, eskilerinse artık yapmaya mecalinin kalmadığı milli kültür fizik hareketimizdir "kuldaldal"
Pilates topunun ve sair tüm jimnastik aletlerinin olmadığı eski zamanların jimnastikle eğlenceyi birleştiren efsanevi hareketi. Oyun desem oyun değil, spor desem hiç değil aslında. Bütün olay yere sırtüstü yatıp ayaklarınızı yere paralel, bacaklarınız dik olacak şekilde uzatmak, ayaklarınıza gövdesini yatırmış olan ufak çocuğu bacaklarınızı dizlerinizden kırarak uçuş pozisyonunda bir süre eğlendirmek. "iş güvenliği" önlemlerinin neredeyse sıfır olduğu, ayaklarınızı biraz fazla ileri ittirmeniz ya da elinizden kaçırmanız durumunda ufaklığın kafa üstü yere çakılma olasılığının oldukça yüksek olduğu bu eğlencenin "Türkçe" versiyonunu biraz google çalışmasıyla buldum : "leylek leylek havada" ( şarkısı da var, bildiniz)
Bu vesile ile "omaka tepmek, caldamak, kureş tutmak" gibi geleneksel; polo, squash, golf ve badmington gibi köyden köye değişen çeşitli spor alışkanlıklarını da yazmak farz oldu. spor barış, dostluk, kardeşliktir, anladınız siz onu...
altı ayga koyan şarıgı
yandaki abilerin konu başlığımızla neredeyse hiç bir ilgileri yok, ne diye giydiklerini hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz tavşan kostümleri haricinde.
Gelelim bugünkü deyimimize : Kelime kelime çözümleme yapacak olursak; (1) "koyan" hayvanlar aleminin kemirgenler sınıfının sevimli üyesi tavşanın Tatarcası (2) şarık bildiğiniz çarık (3) altı ay da altı ay. Bu kelimeler bir araya geldiğinde ise "bu da gelir bu da geçer aldırma" tadında güzel bir halk deyimi haline geliyor.
Anladığım kadarıyla, tavşan derisinden yapılma çarık rahatsız ve dayanıksız bir giyecek. Yokluk dönemlerinde, kısa vadeli çözüm üretimi gereken durumlarda ortaya çıktığını söylemek de mümkün. çarık döneminin sona ermesiyle muhtemelen "lastik" döneminin başladığını tahmin ediyor ve konuyu burada noktalıyorum.
Gelelim bugünkü deyimimize : Kelime kelime çözümleme yapacak olursak; (1) "koyan" hayvanlar aleminin kemirgenler sınıfının sevimli üyesi tavşanın Tatarcası (2) şarık bildiğiniz çarık (3) altı ay da altı ay. Bu kelimeler bir araya geldiğinde ise "bu da gelir bu da geçer aldırma" tadında güzel bir halk deyimi haline geliyor.
Anladığım kadarıyla, tavşan derisinden yapılma çarık rahatsız ve dayanıksız bir giyecek. Yokluk dönemlerinde, kısa vadeli çözüm üretimi gereken durumlarda ortaya çıktığını söylemek de mümkün. çarık döneminin sona ermesiyle muhtemelen "lastik" döneminin başladığını tahmin ediyor ve konuyu burada noktalıyorum.
Kaşqır yasamak
Müteveffa Steve Jobs bütün Dünya'nın en çok bildiği logolardan birisi olan "Apple" logosunun Tatarca sözlükte tamamen alakasız bir şekilde gündeme geleceğini öngöremezdi elbette.
bir ısırık alınmış elma simgesini gördüğünüzde ( muhtemelen bir iphone ya da ipad de) "kaşqır yasaganlar" gibi düşünürmüsünüz bilmiyorum ama bana çok matrak geldi ilk aklıma geldiğinde.
Efendim, bu satırların okurlarının büyük kısmı "kaşqır" sözcüğünün kurt karşılığı olduğunu bilir. diğer bir eşanlamlı sözcüğümüz de "börü" dür sanırım.
Kaşqır yasamaksa küçük çocukların elindeki meyveden, ki genellikle elma olur, kocaman bir ısırık almanın Tatarcadaki karşılığıdır. (Bu kadar detayı başka bir blogda göremezsiniz) Pek hijyenk birşey olmadığını ilk başta kabul etmek gerek elbette. Bununla birlikte bizim oraların çocukları kızdırarak sevmek gibi pek de hoşlanmadığım sevecen yaklaşımlarından birisi olarak hafızada yer etmiş bu durumu sizlerle paylaşmanın ve muhtemelen çoktaan unutmuş olduğunuz bir deyimi hatırlatmanın gururu içindeyim.
bir ısırık alınmış elma simgesini gördüğünüzde ( muhtemelen bir iphone ya da ipad de) "kaşqır yasaganlar" gibi düşünürmüsünüz bilmiyorum ama bana çok matrak geldi ilk aklıma geldiğinde.
Efendim, bu satırların okurlarının büyük kısmı "kaşqır" sözcüğünün kurt karşılığı olduğunu bilir. diğer bir eşanlamlı sözcüğümüz de "börü" dür sanırım.
Kaşqır yasamaksa küçük çocukların elindeki meyveden, ki genellikle elma olur, kocaman bir ısırık almanın Tatarcadaki karşılığıdır. (Bu kadar detayı başka bir blogda göremezsiniz) Pek hijyenk birşey olmadığını ilk başta kabul etmek gerek elbette. Bununla birlikte bizim oraların çocukları kızdırarak sevmek gibi pek de hoşlanmadığım sevecen yaklaşımlarından birisi olarak hafızada yer etmiş bu durumu sizlerle paylaşmanın ve muhtemelen çoktaan unutmuş olduğunuz bir deyimi hatırlatmanın gururu içindeyim.
Kona
Türkçesini gerçekten bilmiyorum, "yer sofrası" olarak çevrilebilir sanırım.
Bizim oralarda her evde mutlaka bir tane olmuştur heralde. Altına önce "peşkir" serilir, sonra kona yerleştirilir, onun üstüne de devasa bir tepsi yerleştirilir. Sonra sırasıyla tabaklar, çatal-bıçak-kaşık setleri, peçetelikler, şamdanlar, sıcak el havluları vs.saat yönünde olacak şekilde düzenlenir, bir güzel yemek yenilirdi. (Son cümleyi dikkate almayın, ortaya konan büyük tabaktan herkesin çalakaşık yemek yediği paylaşımcı zamanların yer masasıdır kona) Yemek sonrasında herbir parça teker teker toplanır; kona dik duracak şekilde ya duvara yaslanır ya da duvardaki çviye asılarak bir sonraki kullanıma kadar şarj edilmeye bırakılırdı.
Gün gelir eriste kesilir, gün gelir hamur yayılır, gün gelir üzerinde sarma sarılırdı. Evlerin olmazsa olmazları arasında yer alarak bugüne kadar gelmeyi başarak sevgili "kona" ları sevelim; koruyalım arkadaşlar. bir kona kolay yetişmiyor.
Acayip gereksiz ve alakasız bilgi : Konudan çok uzak olacak ama; Gençlerbirliği'ne zamanında üç tane Afrikalı topçu gelmişti. Kuşe - Moşe - Kona.
Bizim oralarda her evde mutlaka bir tane olmuştur heralde. Altına önce "peşkir" serilir, sonra kona yerleştirilir, onun üstüne de devasa bir tepsi yerleştirilir. Sonra sırasıyla tabaklar, çatal-bıçak-kaşık setleri, peçetelikler, şamdanlar, sıcak el havluları vs.saat yönünde olacak şekilde düzenlenir, bir güzel yemek yenilirdi. (Son cümleyi dikkate almayın, ortaya konan büyük tabaktan herkesin çalakaşık yemek yediği paylaşımcı zamanların yer masasıdır kona) Yemek sonrasında herbir parça teker teker toplanır; kona dik duracak şekilde ya duvara yaslanır ya da duvardaki çviye asılarak bir sonraki kullanıma kadar şarj edilmeye bırakılırdı.
Gün gelir eriste kesilir, gün gelir hamur yayılır, gün gelir üzerinde sarma sarılırdı. Evlerin olmazsa olmazları arasında yer alarak bugüne kadar gelmeyi başarak sevgili "kona" ları sevelim; koruyalım arkadaşlar. bir kona kolay yetişmiyor.
Acayip gereksiz ve alakasız bilgi : Konudan çok uzak olacak ama; Gençlerbirliği'ne zamanında üç tane Afrikalı topçu gelmişti. Kuşe - Moşe - Kona.
kalav, karaldı, azbar
Bloğumuzun düzenli takipçileri arasındaki, Seksenlerin genç kızları olan hanımefendilerin hemen hatırlayacakları "artiz" Kenan Kalav'la başlıyoruz şimdi de.
Kenan abiyle bir derdimiz yok elbette, sayfamıza konuk olmasının nedeni soyadı : konumuz "duvar" sözcüğünün Tatarcası olan kalav.
bu konuyu yazarken ikileme düştüm, kalav sadece bahçe duvarı anlamında mı kullanılıyor yoksa evlerin duvarları için de aynı şekilde mi kullanılıyor bilemedim.
Ama, bildiğim şey kalavlar "karaldı"ları birbirinden ayıran fiziksel yapılardır ve bizim oralarda kerpiçten yapılır. taş duvar pek hatırlamıyorum açıkçası. Karaldı ve azbar aynı anlamlarda mı kullanılıyor ondan da emin olamadım. bir kimsenin evinden/ bahçesinden bahsedilirken genellikle "karaldı" kelimesinin kullanıldığını hatırlıyorum. Evler, aşgana, kakra, aran, ela, ambar, garaj vd. hepsi azbar ya da karaldıyı oluşturan yapı parçalarıydı. Biraz daha mimari dille anlatılmışını isterseniz Karayavşan Anılarında okuyabilirsiniz:
http://karayavsan.blogspot.com.tr/2010/07/genel-mekan-tipolojisi-1.html
Kenan abiyle bir derdimiz yok elbette, sayfamıza konuk olmasının nedeni soyadı : konumuz "duvar" sözcüğünün Tatarcası olan kalav.
bu konuyu yazarken ikileme düştüm, kalav sadece bahçe duvarı anlamında mı kullanılıyor yoksa evlerin duvarları için de aynı şekilde mi kullanılıyor bilemedim.
Ama, bildiğim şey kalavlar "karaldı"ları birbirinden ayıran fiziksel yapılardır ve bizim oralarda kerpiçten yapılır. taş duvar pek hatırlamıyorum açıkçası. Karaldı ve azbar aynı anlamlarda mı kullanılıyor ondan da emin olamadım. bir kimsenin evinden/ bahçesinden bahsedilirken genellikle "karaldı" kelimesinin kullanıldığını hatırlıyorum. Evler, aşgana, kakra, aran, ela, ambar, garaj vd. hepsi azbar ya da karaldıyı oluşturan yapı parçalarıydı. Biraz daha mimari dille anlatılmışını isterseniz Karayavşan Anılarında okuyabilirsiniz:
http://karayavsan.blogspot.com.tr/2010/07/genel-mekan-tipolojisi-1.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









