ev eşyaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev eşyaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2015 Perşembe

qültöbe

bizim oralarda çöplüğe "qültöbe" denir. kelime kelime çözümlemesine gidersek "kül" ve "tepe" sözcüklerinin biraraya gelmesiyle oluşmuş müstesna bir sözcüğümüzdür. 

Kül ne alaka? diye soracak olursanız eskiden "çöp" pek çıkmazmış herhalde. Benim çocukluğumda bile naylon poşet kavramı yoktu, herşey plastik kutularda, poşetlerde değildi. olanlar da kullanıldıktan sonra çöpe atılmazdı zaten; illaki bir şeyde kullanmak üzere saklanırdı. (Olin yağ tenekelerinin sarısını , "fay" deterjan kutularının pembesini, Blendax'ın mavisini hatırlayın) cam şişelerin depositi vardı zaten, kutu içecek devri çok sonra başlayacaktı. ( sırf kutu kola içmek için Bixi kola içen bir nesil var be!)

bizim oralar artık Büyükşehir'in mahallesi olduğuna göre hijyenik çöp toplama dönemi başlamıştır heralde. çöplerin cinslerine göre farklı renkte poşetlere konularak ilgili renkte çöp kutularına atılmasına hassasiyet gösterin, melih başganı üzmeyin.

18 Aralık 2015 Cuma

peşka

küresel ısınma vs. hepsi gerçek ama bizim oraların soğuğunda bir değişiklik olduğunu hiç zannetmiyorum. "peşka" bizim dilimizde soba dır. çeşit çeşit aksesuarları ile birlikte kullanılan, uzun bir süre evin bir odasının olmazsa olmazı olarak kullanılan çok fonksiyonlu ev eşyasıdır.

borusu, dirseği, sobanın oturtulduğu platfomu, kovası, çamaşır kurutmaya yarayan metal aparatı, üstünde -illaki- çaydanlığı, etrafa saçılan küllerin süpürülmesine yarayan hindi tüylerinden yapılmış iptidai süpürgesi ile eskilerin çok iyi bildikleri, yenilerin pek de hayal edemedikleri bir eşyadır soba. erken doğmuş, minicik bir kuzunun sobanın yanında karton bir kutuda birkaç gece dedemlerin odasında uyutulduğunu da bilirim, "uyutulmuş" yoğurdun "peşkır"e sarılıp mayalanması için sobanın yanında bekletildiğini de.

soba denince de ilk akla gelen marka elbette "şakir zümre" dir. bir ülkeyi ısıtmış olmanın haklı gururunu yaşamıştır muhtemelen sahibi. bir de, elbette, "kuzine" olarak adlandırılan, içindebir de fırın bölmesi bulunduran yatay sobalar vardır ki efsanedir.

bir de "peş" var tabii. bir tür kalorifer sistemidir kendisi, bizim oralarda sadece Tatlıkuyu köyünde rahmetli Kenan amcanın evinde görmüştüm.

şünka kazan

"Hafızai beşer nisyan ile malüldür" diye bir söz vardır, en kısa haliye "insan unutur" olarak çevrilebilir. Simgesi "Zn" olan çinko elementinin Tatarcada "şunka ya da şinko" olarak seslendirildiğini hatırlıyorum. Burada mevzu bahis olan çinko ev aleti kazandır, bidondur bilemedim. 

Ama; evlere suyun gelmediği, köy çeşmesinin üç kurnasının da gürül gürül aktığı,taşıma suyla hayatın sürdürüldüğü zamanların en gözde su depolama araçları olduğunu biliyorum. Maddenin özelliğinden dolayı suyun uzun süre serin tutulmasını sağlayan bu güzel ev eşyası hemen yanıbaşında duran beyaz çinko maşrapa ile uyumlu bir birliktelik sergilediler senelerce. 

çinko kazan bile yazıldı, şöyün kazana sıra ne zaman gelecek diyenler olacaktır elbette. bir yerlerde bulup ta şırbörek yediğimin ertesi günü yazacağım.



kuman

şimdiki gençlik bilmez, tek kanallı siyah beyaz TV yıllarında yayın sık sık kesilir, tekdüze bir müzik eşliğinde "necefli maşrapa" resmi seyrettirilirdi. TRT'nin necefli maşrapası varsa bizim oraların da "kuman"ı vardır.

bildiğiniz ibrik Tatarcada "kuman"dır. plastik enjeksiyon teknolojisinin geçirdiği evrime inat ilk üretildiği zamanki halini -aşağı yukarı- koruyan sevgili ibrik bugünkü konuğumuz oldu. kendisiyle aşağıdaki kısa söyleşiyi gerçekleştirdik:

AÖ -  sevgili kuman, seneler sonra internet ortamında senden söz edilmesi nasıl bir duygu:
KUMAN - valla abi, heyecanlanmadım desem yalan olur. geçen gün bizim kuzenle (meşerpe) bizim sıramız ne zaman gelecek acep? diye konuşuyorduk ki siz aradınız.
AÖ- Eski günleri özlüyormusun?
KUMAN- Ne diyorsun abi, zaten köylerde kimse kalmadı. ne zamandır gitmedim ama köydeki tuvaletlere de su tesisatı çekilmiştir diye düşünüyorum. sonuçta bize ihtiyaç pek kalmadı gibi duruyor.
AÖ - Son olarak sevdiklerine bir mesajın var mı?
KUMAN - Bizi bugünlere getirenlere teşekkürler, bizi unutmayın.

29 Eylül 2015 Salı

törge geşmek

bildiğiniz "baş köşe"dir. aslında "baş köşe" diye bir deyim de yoktur, genellikle eve gelen konukların odanın en prestijli yerinde oturması için kullanılan güzel bir deyimimizdir.

duruma göre televizyonun tam karşısındaki baba koltuğu (şaka şaka, bizim oralarda yoktur öyle şeyler), püfür püfür esen pencerenin yanı ya da yeni kabartılmış misafir minderi "tör" dür.

yazılı olmayan adabı muaşeret kuralları gereği en hürmet edilen kişinin oturduğu yerdir tör.


18 Ağustos 2015 Salı

Kona

Türkçesini gerçekten bilmiyorum, "yer sofrası" olarak çevrilebilir sanırım.

Bizim oralarda her evde mutlaka bir tane olmuştur heralde. Altına önce "peşkir" serilir, sonra kona yerleştirilir, onun üstüne de devasa bir tepsi yerleştirilir. Sonra sırasıyla tabaklar, çatal-bıçak-kaşık setleri, peçetelikler, şamdanlar, sıcak el havluları vs.saat yönünde olacak şekilde düzenlenir, bir güzel yemek yenilirdi. (Son cümleyi dikkate almayın, ortaya konan büyük tabaktan herkesin çalakaşık yemek yediği paylaşımcı zamanların yer masasıdır kona) Yemek sonrasında herbir parça teker teker toplanır; kona dik duracak şekilde ya duvara yaslanır ya da duvardaki çviye asılarak bir sonraki kullanıma kadar şarj edilmeye bırakılırdı.

Gün gelir eriste kesilir, gün gelir hamur yayılır, gün gelir üzerinde sarma sarılırdı. Evlerin olmazsa olmazları arasında yer alarak bugüne kadar gelmeyi başarak sevgili "kona" ları sevelim; koruyalım arkadaşlar. bir kona kolay yetişmiyor.

Acayip gereksiz ve alakasız bilgi : Konudan çok uzak olacak ama; Gençlerbirliği'ne zamanında üç tane Afrikalı topçu gelmişti. Kuşe - Moşe - Kona.

26 Temmuz 2015 Pazar

kodalak & şana

Her evin ihtiyacı, sağlam kaporta, rengarenk fırın boya kasa, ergonomik tutuş kolları, yüksek mukavemetli dolgu lastik, geniş manevra kabiliyeti, yüksek taşıma kapasitesi, dikey depolama imkanı, (0) yakıt tüketimi ve işletme maliyeti, boş zamanlarda çocuklar için oyuncak olarak kullanılabilme gibi sayısız özelliğe sahip el arabasıdır "şana".

"Yuh, bir şana için bu kadar laf mı edilir?" diyecekleriniz de olabilir, ancak bu güzide el aletini anlatmadan onun atası "kodalak" anlatılamazdı. Efendim, eskilerin çok iyi bileceği şekilde, kodalak günümüz modern el arabalarının atasıdır. demir tekerlekli, ahşap kasalı, taşıyacağı şey kadar kendi ağırlığı olan gayet ilkel ama bir o kadar da kullanışlı eski el arabasına kodalak denir. Muhtemelen yanlış hatırlıyorumdur, ama iki ve dört tekerlekli olanları vardı sanırım.

Çocuk zamanlarımda, artık kullanılmayan kodalakla Karayavşan'ın arkasındaki dereye doğru kendimizi yokuştan aşağı bırakmanın zevkini ve keyfini yaşamış birisi olarak dört tekerlekli bir modeli kullanmışlığım vardır; epey bir düşüp biryerlerimi kanattığım da. (zaten bu yazılar o güzel çocukluk günlerinin hatırına yazılıyor)

12 Temmuz 2015 Pazar

dramagan

Kaloriferin, klimanın ve facebookun olmadığı zamanların birinde, yazdan aldığımız odunları odunluğa taşırken duyduğum nadide bir kelimedir dramagan. Babam,  büyük, kalın kütükleri ayırmış, "- işte bunlar dramagan soyları" demişti. büyük, iri kıyım şeyler için kullanıldığını anlatmıştı o zaman. aradan geçen çook uzun yıllar boyunca da başka kimseden duymadım ama gene de yazmak istedim.

bu arada, yanda gördüğünüz resim gayet gerçektir. Mudo Concepte bizzat gittim, dokundum, fiyat etiketini inceledim ve ciddi ciddi 1350 TL den 945 TL ye süpper bir indirim yapılmış olduğunu gördüm. Kaçırmayın, siz de alın. çok ucuz ve insan hayretler içinde kalıyor hakkatten!

( o zaman o odunları yakmayıp saklasaymışız ya)

5 Temmuz 2015 Pazar

calangayak

Alaman ayak
Altın tayak
Cuvursam cetmem
Calangayak

Tatarca olarak bildiğim tek bilmecenin sonundaki "calangayak" bildiğiniz "yalınayak" tır ve terlik, tokyo ya da ayakkabı giymeden dolaşmayı ifade eder.

"Tokyo" denince gözleri parlayanlar olmuştur, eminim siz de senelerdir bu naif terlikimsi şeyden bahsedildiğini duymamışsınızdır. Tokyo sadece Caponya'nın başkenti değildir sevgili genç okuyucular! benim zamanımda her evde mutlaka birkaç çift bulunan, hafif dolgu poliüretan gibi bir şeyden yapılmış bir tür terliktir ve şimdiki hafif/ şıpıdık parmakarası terlik ( ki erkeklerin kullanılmasına şiddetle karşıyımdır) gibi şeylerin atasıdır. Muhtemelen bir girişimci Japonya'da biryerlerde bunu görüp adını -dahiyane bir fikirle- Tokyo koymuştur.

yandaki resim ne alaka diyecekseniz, cevabı bilmecemizde saklı. doğru cevap "gölge" olacaktı, 10 puan.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Şılapşı

Efendiim, bildiğiniz leğendir şılapşı. Ancak, benim çocukluğumda plastik imalat sektörü o kadar da gelişmediği için hafif alaşımdan (sanırım kalay gibi birşeydi) mamuller vardı.

Yalnız çok eski zamanlardan kalma, oldukça ağır (galiba döküm) şılapşılar da vardı tabii. Onlarda banyo yapılır, çamaşır yıkanırdı. sonrasında da duvara asılı bir çiviye tutturularak göreve hazır halde ayak altından kaldırılırdı.

Bir de "eleken" var tabii, o sanki plastik leğenlere daha çok uyuyor diye hatırlıyorum. madem bloğumuz benim yarım yamalak Tatarca bilgime dayanarak yapılıyor; o zaman bir genelleme yapalım ve "eleken" şılapşının eş anlamlısıdır diyerek konuyu kapatalım.