18 Aralık 2015 Cuma

tiırmen & selektör

en yalın haliyle değirmendir efendim. Her ne kadar yandaki gibi pastoral görüntüye sahip olmasa da bizim oralarda bildiğim tek değirmen Karayavşandaydı,

Çevre köylerden çeşit çeşit traktörün arka yollardan gelip rahmetli Yusuf Akay'ın değirmenine buğday getirdiklerini, öğütme işlemi bitinceye kadar gölgede ya da arka çeşmenin oradaki söğüt ağaçlarının altında beklediklerini hayal meyal hatırlıyorum.

bir de"selektör" var ki Tatarcanın İngilizceyle sarmaş dolaş olmasını getirir aklıma hep. hiç içeri girip nasıl çalıştığını görmedim ama, buğday, arpa gibi tahılların tohumluk olarak kullanılacak kalitede olanlarının ayrıştırıldığı yer olduğunu tahmin ediyorum. sahib kimdir, halen varmıdır bilmiyorum tabii.

şünka kazan

"Hafızai beşer nisyan ile malüldür" diye bir söz vardır, en kısa haliye "insan unutur" olarak çevrilebilir. Simgesi "Zn" olan çinko elementinin Tatarcada "şunka ya da şinko" olarak seslendirildiğini hatırlıyorum. Burada mevzu bahis olan çinko ev aleti kazandır, bidondur bilemedim. 

Ama; evlere suyun gelmediği, köy çeşmesinin üç kurnasının da gürül gürül aktığı,taşıma suyla hayatın sürdürüldüğü zamanların en gözde su depolama araçları olduğunu biliyorum. Maddenin özelliğinden dolayı suyun uzun süre serin tutulmasını sağlayan bu güzel ev eşyası hemen yanıbaşında duran beyaz çinko maşrapa ile uyumlu bir birliktelik sergilediler senelerce. 

çinko kazan bile yazıldı, şöyün kazana sıra ne zaman gelecek diyenler olacaktır elbette. bir yerlerde bulup ta şırbörek yediğimin ertesi günü yazacağım.



yak

Tibet'te, Asya'nın bazı yörelerinde yabani veya evcil olarak yaşayan, kılları uzun öküz türü. Pembe sütlü asabi bir hayvan olduğunu eşsiz bilgi kaynağım Ekşi Sözlükten öğrendiğim, bulmaca severlerin bir çırpıda cevabını verdikleri karakterli hayvan.

ne alaka derseniz, bizim Tatarcada kullanılanıyla hiç bir anlamı yok zaten. son dönemin popüler söylemlerinden olan "ya taraf olacaksın ya bertaraf" taki anlamından aklınıza gelsin, bizde "taraf" olarak kullanılır. "Berkecanların yagı" dendiğinde sevgili Berkecanın oturduğu taraf, bölge gibi de anlaşılır, Berkecan sülalesi gibi de anlaşılır.


kuman

şimdiki gençlik bilmez, tek kanallı siyah beyaz TV yıllarında yayın sık sık kesilir, tekdüze bir müzik eşliğinde "necefli maşrapa" resmi seyrettirilirdi. TRT'nin necefli maşrapası varsa bizim oraların da "kuman"ı vardır.

bildiğiniz ibrik Tatarcada "kuman"dır. plastik enjeksiyon teknolojisinin geçirdiği evrime inat ilk üretildiği zamanki halini -aşağı yukarı- koruyan sevgili ibrik bugünkü konuğumuz oldu. kendisiyle aşağıdaki kısa söyleşiyi gerçekleştirdik:

AÖ -  sevgili kuman, seneler sonra internet ortamında senden söz edilmesi nasıl bir duygu:
KUMAN - valla abi, heyecanlanmadım desem yalan olur. geçen gün bizim kuzenle (meşerpe) bizim sıramız ne zaman gelecek acep? diye konuşuyorduk ki siz aradınız.
AÖ- Eski günleri özlüyormusun?
KUMAN- Ne diyorsun abi, zaten köylerde kimse kalmadı. ne zamandır gitmedim ama köydeki tuvaletlere de su tesisatı çekilmiştir diye düşünüyorum. sonuçta bize ihtiyaç pek kalmadı gibi duruyor.
AÖ - Son olarak sevdiklerine bir mesajın var mı?
KUMAN - Bizi bugünlere getirenlere teşekkürler, bizi unutmayın.

calpaq bet

Calpaq kelime anlamı olarak "yassı" anlamındadır. bununla birlikte, "yüz" anlamına gelen "bet" kelimesiyle birlikte kullanıldığında bizim oraların insanını tanımlayan, tadından yenmez bir deyim haline gelmektedir.

yandaki abimizin tipini de (ki kendisi efsanevi Charles Bronson'dur ve çocukluk zamanlarımın aksiyon filmlerinin en önemlilerindendir) rahatlıkla "calpaq bet" olarak adlandırabiliriz elbette.

kişisel olarak insanlarına nereli oldukları ile hiç ilgilenmedim, ama kökenini inkar edenlerden de hiç hazzetmedim.Bunu neden yazdım: tipik bir calpaq bet olup ta safkan New Yorker gibi davranan epey kişi tanıdım zamanında...

aslını inkar edenlerden olmamak lazım netekim.

26 Kasım 2015 Perşembe

alcımak

öncelikle, yandaki fotoğrafın konu başlığımızla hiç bir ilgisi yoktur. uzun bir aradan sonra radyoda denk geldiğim nefis bir "Geceler" şarkısından sonra bu fotoğrafı paylaşmak farz olmuştur.

sonra, konu başlığına uygun, tam delirme eşiğinde olduğunu düşündüğüm ( aslında biraz da geçti ama) birisi var ama o topa hiç girmeyeyim.

efendim,  sözkonusu başlığımız "delirmek, şaçmalamaya başlamak" anlamlarında, hüküm bildiren bir tanımlamadır ve hiç de olumlu anlamda kullanılmamaktadır. "osal" aşamasından daha ileride tuhaf, toplumun onaylamadığı davranışlarda bulunanlar için kullanıldığı gözlemlenmiştir. "bir tık" aşağısı için "bek şaşma" gibi, nispeten hafif tanımlamalar da yapıldığı da olmuştur.

* Erol abiye (Önder) katkılarında ötürü teşekkürler. yeni kelimeler bekliyoruz.

kıyıştırmak

"kıyış" doğru bir çizgide olmayan, yamuk anlamındadır. mastar ekini getirdiğimizde de "yamultmak" anlamını taşır.

ve fekat, bizim oralarda bir başka anlamı daha vardır elbette. içki masasına oturup karşınızdakini sarhoş etmek anlamında da kullanılır ve sonunda "bızavlama" eyleminin de gerçekleştiği bir takım tatsız olaylar zincirinin en sağlam halkalarından birisidir.

Faideli bilgi : Alka Seltzer bulunmayan ortamlarda akşamdan kalma halinin giderilmesine yardımcı nefis bir "hangover klasiği: Churchill'dir. Müteveffa İngiliz başbakanının adını alan bu güzel karışım fotoğraftaki abiye pek etki etmeyecektir ama, ayarı biraz kaçırdıysanız iyi gelecektir: yarım bardak soda, limon, tuz ve karabiberi karıştırıp shot olarak için.


tektalike

70 yaş ve üstü okurlarımızın ! hemen hatırlayacakları , bir dönemin en popüler ulaşım aracından bahsediyoruz şimdi.

hususi otomobillerin sadece amerikan filmlerinde ya da şehrin zenginlerinde olduğu, polatlıya/ haymanaya gitmenin en konforlu halinin bir kamyonun arka kasasında olduğu zamanların da öncesinde yerine göre tek atlı, yerine göre çift atlı arabalarla "trafik" eylemi icra edilirmiş; tektalike de "tek atlı araba" anlamında kullanılan derin Tatarca sözcüklerinden birisiymiş.

kırklı yaşların ortasına gelmiş halimle hafızamı epey bir yokladım ama bizim köylerde at arabasının olduğu tek bir kare bile hatırlayamadım.

ayse...

Seksenlerin "herıld yani"si, doksanların "of kors may hors"una Tatarcanın zamansız, evrensel karşılığıdır. (ileri seviyelerde "good morning after supper" da kullanılabilir tabii.)

 bir onaylama sözcüğü olup "elbette, ne sandın, bittabii" anlamlarında kullanılır. Resmi konuşmalarda pek yer bulamasa da günlük kullanımda karşılaşmak mümkündür.

Tamamen bize has, hafif de istihza içeren nefis bir kelimemizdir, kesin bilgi; yayalım.

4 Kasım 2015 Çarşamba

"suv atlap kelgen" şey

başlığımızın birebir çevirisi "su atlayıp gelen/gelmiş şey" dir ve dışarıdan, uzaktan gelmiş -genellikle- sigara için kullanılır. çook uzun zamandır hiç kimseden duymadığım bir deyim olarak sizlerle paylaşmanın haklı gururu içindeyim.

başka şehirden (hatta ülkeden) olması da şart değil, yerine göre ankara'dan gelen paket te "suv atlap kelgen" muamelesi görürdü eski zamanların yokluk ve samimiyet günlerinde.

eski sigara paketleri demişken, üzerlerinde şimdiki gibi kamu spotları yoktu tabii. bununla birlikte bir sigarayı diğerinden ayıran ve daha değerli kılan şey bandrolü olurdu. o zamanlar kaçak getirilmiş sigaraların bandrolü fotoğraftaki gibi mavi renkli olurdu ve bu durum taşıyana/ içeme ekstra bir prestij getirirdi niyeyse.

"Mavı malbora" elbette tüm sigaraların efendisiydi, onu taklit eden Tekel 2000 diye bir sigra yapmışlardı; bandolü de maviydi üstelik. hey gidi günler hey...